Romeo ve Juliet
- Ayse Bayvas
- 14 Şub
- 1 dakikada okunur
Romeo ve Juliet; Shakespeare’in ölümsüz aşk tragedyasına adanmış, tutkunun ve ayrılığın en dokunaklı anını tuvale işleyen bir şiir gibi…
❤️
Gün doğumu, Verona’nın uzak siluetini altın bir ışıkla yıkarken, eski bir taş kemerin gölgesinde iki âşık birbirine kenetlenmiş halde. Juliet, beyaz ipek elbisesiyle bir bahar rüyası gibi yumuşak ve narin, başını geriye atmış, gözleri kapalı; dudakları Romeo’nun dudaklarında son bir defa eriyor. Romeo ise bir şövalye kadar kararlı, bir asi kadar çaresiz: kırmızı pelerini rüzgârda dalgalanıyor, şapkasındaki tüy titriyor, bir bacağı hâlâ balkonda, diğeri aşağıya, tehlikeye, kaderin kucağına sarkmış. Kolları Juliet’i sarmalamış, parmakları onun sırtında, sanki zamanı durdurmak istercesine sıkı, sanki bir daha hiç bırakamayacakmış gibi…
❤️
Arka planda spiral sütunlar sarmaşıklarla örülmüş; tutkunun alev alev çiçek açtığı çarkıfeleklee bir yanda, masumiyetin ve ölümün habercisi beyaz zambaklar diğer yanda. Kırmızı kadife perdeler rüzgârda hafifçe dalgalanıyor, uzaklarda şehrin kiremit çatıları şafakla uyanıyor.
❤️
Her detay bir fısıltı: “Hoşçakal sevgilim, elveda! Bir öpücük daha ver, ineyim aşağıya.” Ama o öpücük uzuyor, uzuyor, sonsuzluğa uzanıyor. Aşkları o anda donup kalıyor; yasak, acele, trajik ve yine de en saf haliyle muhteşem.
❤️
Bu tablo sadece bir sahne değil; kalbin tek bir atışta hem yanması hem de sonsuza dek yanmayı istemesi. Viktoryen romantizmin en duygusal, en içten haykırışı.
❤️
Britanya’nın “en romantik tablosu” seçilmesinin nedeni bu: Çünkü bakan herkes, kendi içindeki o imkânsız aşkı, o son öpücüğü, o ayrılık acısını yeniden yaşıyor.
❤️
Hayatının bir yerinde sevgiyi bulan, sevmeyi bilen ve sevildiğini anlayan herkes için…
❤️
Romeo and Juliet, Sir Frank Bernard Dicksee, 1884, Southampton City Art Gallery



Yorumlar