Milo Venüs'ü
- Ayse Bayvas
- 8 Nis
- 1 dakikada okunur
Yorgo Kentrotas, 1820 yılının güneşli bir sabahında Milos Adası’ndaki antik tiyatro kalıntılarının yanı başındaki tarlasını sürerken, sabanına takılan şeyin dünya sanat tarihini değiştireceğinden habersizdi. Toprağın altından yükselen bu mermer zarafet, sadece bir heykel değil; yüzyıllara meydan okuyan bir güzellik abidesiydi. Yorgo, bulduğu hazinenin değerini sezmişti ama bu mermer kadının başına ne işler açacağını henüz bilmiyordu.
❤️
Bugün Venus de Milo olarak bildiğimiz bu 202 cm’lik zarafet, aslında bir dizi trajedinin ve dehanın merkezinde yer aldı.
❤️
Heykelin keşfi adada duyulur duyulmaz Fransızlar ve Osmanlı yetkilileri arasında gizli bir yarış başladı. Heykel tam bir Osmanlı gemisine yüklenip İstanbul’a doğru yola çıkacakken, Fransız elçiliği temsilcisi son saniyede yetişti! Köylüye ve ada halkına dağıtılan binlerce Franklık “sus payı” ile satış iptal edildi. Bu çekişmenin sonu kanlı bitti; Sultan II. Mahmud, emrine karşı gelindiği için heykelin peşindeki tercümanı idam ettirdi.
❤️
Fransa, Prusya işgali altına girdiğinde Venüs yeniden yer altına indi. Ancak bu kez korunmak için... Heykel, içi yumuşak kapitone meşe bir sandığa yerleştirildi ve Paris Emniyet Müdürlüğü’nün bodrumuna gizlendi. Önüne örülen duvar, “eski bir duvar” hissi verecek şekilde ustalıkla boyandı. Düşman askerleri yanı başından geçerken, o sessizce bekliyordu.
❤️
1871’deki büyük komün isyanında, heykelin saklandığı bina ihtilalciler tarafından ateşe verildi. Bina yerle bir olduğunda herkes “Milos”un yok olduğunu sandı. Ancak enkaz kaldırıldığında, mermer tanrıça küllerin arasından hiçbir zarar görmeden çıktı!
❤️
Tarihin tozlu sayfalarından, savaşlardan ve idamların gölgesinden geçen bu mağrur kadın, hâlâ Louvre Müzesi’nde tüm dünyayı kendine hayran bırakmaya devam ediyor.







Yorumlar