Şeker
- Ayse Bayvas
- 20 Mar
- 1 dakikada okunur
Osmanlı’nın o zarif dille mühürlenmiş zamanlarında, Ramazan Bayramı’na “Iyd-i Said-i Fıtr” denilirdi. Bayramın ayak sesleri on beş gün önceden duyulmaya başlar, evleri tatlı bir telaş sarardı.
🍬
Aslında bu bayram, sadece bir kutlama değil; sofradaki ekmeğe, dildeki duaya şükredilen “Şekûr” (Eş Şekûr) bayramıydı. Zamanla diller değişti, kelimeler inceldi ve o derin “şükür”, damağımızda eriyen bir “şeker”e dönüştü. Bugün her ne kadar adı “Ramazan Bayramı” olarak resmileşse de, benim için hâlâ çocukluğumun o doya doya yenen rengârenk şekerlerinin bayramıdır.
🍬
Benim çocukluğumun bayramları bir başkaydı... Fırınlar tatile girer, matbaalar susar, sadece Bayram Gazetesi çıkardı. Büyüklerin elleri öpüldükten sonra evlerde heyecanlı bir bekleyiş başlardı: İade-i ziyaretler. Kadınlar, o özel günler için saklanan şık ev pabuçlarını bez torbalarından özenle çıkarır;Beyler, jilet gibi ütülü takımları, boyunlarında kravatları ve ceket ceplerinden taşan işlemeli mendilleriyle birer beyefendi portresi çizerdi.
🍬
Ama benim dünyam, bayram öncesi tutturduğum o kırmızı rugan pabuçların (ayakkabı diyemiyorum, onlar pabuçtu!) etrafında dönerdi. Öyle kıymetliydiler ki, bayram sabahına uyanmadan önce onları başucuma koyar, rüyamda bile onlarla koştuğumu görürdüm. Sonradan çok ayakkabım oldu elbet; ama hiçbiri o kırmızı ruganların verdiği o eşsiz mutluluğu, o çocuksu gururu yaşatmadı.
🍬
Zaman geçse de ruhunuzdaki o bozulmamış, eskimeyen anıları kalbinizin en güzel köşesinde saklamanızı dilerim. Her gününüzün o eski bayramların tadında, neşesinde ve huzurunda geçmesi dileğiyle...
🍬
İyi bayramlar! 🍬



Yorumlar